100. Yılında Soykırımı Hatırlamak: Ermeni Gençlerin Post-Belleği Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma / Postmemory of the Armenian Genocide: A Comparative Study on the 4th Generation in Turkey, Armenia, and Diaspora

Başlama tarihi: Haziran 2015
Bitiş tarihi: Haziran 2017

For English information on the project, please click.

1915 Ermeni Tehciri’nin üzerinden yüz yıl geçti. Bugün, tehciri bizzat deneyimleyen Ermenilerin torunlarının çocukları, Felaket olayından sonra 4. kuşağı teşkil ediyor. Ailesinden, komşusundan, arkadaşından duydukları aracılığıyla tehcirin belli bir temsilini kendi belleğinin bir parçası haline getiren 4. kuşağın gelecek nesillere aktaracağı miras, barışma siyasetinin yönünü belirleyecek kilit unsur olarak karşımıza çıkıyor. En yalın haliyle ifade etmek gerekirse, Hrant Dink suikastının sekizinci yılında gerçekleşen anmada, çoğunluğu Ermeni gençlerden oluşan bir inisiyatifin neden 1915 ile 19 Ocak’ı ilişkilendiren bir pankart taşıdığının kavranabilmesi için 4. kuşağın belleği büyük önem arz ediyor.

Bu çalışmanın hedefi soykırım sonrası 4. kuşağı teşkil eden günümüz Ermeni gençlerinin, Felaket olayına dair inşa ettiği post-belleği araştırmak, Felaket’in yüzüncü yılında, gelecek kuşaklara aktarılacak olan belleğin bütün boyutlarıyla kavranmasına katkıda bulunmak ve böylelikle söz konusu gençlerin barışma siyasetinde oynadığı/oynayabileceği rolü tespit etmektir. Bu amaçla, araştırma kapsamında 18-35 yaş arası Türkiye’den, Ermenistan’dan ve diasporadan eşit sayıda olmak üzere toplam 60 Ermeni genciyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilecektir.

Büyük Kentlerde Yaşayan Orta Sınıf Kökenli Eğitimli Gençlik ve Geliştirdikleri Yeni Yaşam Biçimleri / Middle Class Backgrounded Youth of Big-city Areas and Their New Life Style

For English information on the project please click.

Sosyoloji literatürü içinde “gençlik” üzerine yapılan çalışmalar disiplinin kuruluşundan beri varolsalar da, 1980’lerden sonra, bu toplumsal kesiti, üzerinde çözüm üretilecek sosyal bir sorun olarak gören yaklaşımlardan ayrılan, “eğitim sosyolojisi” dışında bu konuyu disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alan ve çok boyutlu sosyolojik bir incelemeye tabi tutan çalışmalar artmıştır. Bu durum da dünyada “gençlik sosyolojisi”nin sosyolojinin bir altdisiplini olarak kurumsallaşmasına yolaçmıştır. Günümüz modern batı toplumlarında “gençlik” kavramı ile açıklanan yaşam döneminin uzadığı sosyal bilimciler tarafından tespit edilmiş bir gerçekliktir. Günümüzde dünyanın büyük bir kısmında olduğu gibi, Türkiye’de de özellikle büyük kentlerde yetişkin yaşamına geçişin uzadığı gözlemlenmektedir. Büyük kentlerdeki orta sınıf kökenli eğitimli gençler artık daha geç yaşta aileden ayrılıp kendi düzenini kurmakta, kendilerine kalıcı bir mevki sağlayan bir çalışma yaşamına atılmakta ve de daha geç yaşta evlenmektedirler.  Ayrıca ülkemizde artan işsizlik oranları gençleri de etkilemektedir. Eğitimli gençlerin iş gücüne daha fazla katılıyor olmalarına rağmen daha yüksek oranda işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. Ülkemizde ‘Diplomalıların’ artışına paralel olarak mesleki istihdamın aynı oranda artmamasının, diplomaların değer kaybına yol açtığı söylenebilir. Bu durum bir yandan gençleri eğitim süreci içinde daha fazla kalarak bir üst eğitim ünvanına sahip olmaya zorlamaktadır; öte yandan eğitimlerinin kendilerine vaat ettiği mesleki konumlara ulaşamamaları sonucunda gençlerde bir hayal kırıklığına yol açmaktadır. Sabit ve düzenli bir iş bulmaya, aile yardımı olmaksızın geçimini sağlamaya endekslenen evlilik kararı ve ana-baba evinden kalıcı bir biçimde ayrılma ise uzayan gençlik sürecinde ertelenmektedir. Bu koşullarda orta sınıf kökenli eğitimli kentli gençlik için bir “yerleşme”den çok “geçiciliğe yerleşme”nin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Gelecek için hangi konuda olursa olsun  kalıcı bir angajmana/bağlanmaya girmeme, “yerleşikleşmeme”, seçme şansını koruma, sorumluluk almama, geçiciliğe kök salma günümüzde özellikle orta sınıf kökenli eğitimli ve kentli gençliği tanımlar hale gelmiştir. Yetişkin yaşamına geçişin uzaması, gençlerin yetişkin toplumunun değerlerini eleştirme ve değerlendirme olanağını yaratır. Bu süreçte, gençlik kültürü artık klasik anlamıyla sadece lise ve üniversite gençliği tarafından yaşanılan, üretilen ve tüketilen bir şey olmaktan çıkıp, uzatılmış gençliği de içine alan “yeni alternatif yaşam” biçimlerini kapsar hale gelmiştir. Araştırmamız, öncelikle büyük kentlerde yaşayan orta sınıf kökenli eğitimli gençliğe has bu yeni yaşam biçiminin ortaya çıkmasında etkili olan eğitimin uzaması, evlilik yaşının ertelenmesi, çalışma yaşamına geçiş, ana-baba evinden ayrılma, askerlik gibi konular üzerine yoğunlaşacaktır. Bunun yanısıra değişimin boyutu ve kapsamı, kültürel ve siyasi olan üzerindeki etkileri, toplumsal ilişkileri dönüştürücü niteliğini, kalıcı değerler yaratma kapasitesini bir bütün olarak ele alıp analiz edilecek ve kuramsal açıklamalar yapılmaya çalışılacaktır. Bu süreci doğrudan etkileyen, gençler arasındaki teknoloji kullanımı boyutları ve iletişim biçimlerinin kapsamı da bu araştırmanın inceleme konuları arasındadır. Söz konusu gençlerin toplumsal gerçekliği algılama biçimlerinin ve bu gerçekliğe atfettikleri anlamın, değer yargılarının, kendilerini tanımlama biçimlerinin, gelecek kurgularının ortaya çıkartılmasına yönelik genel sorgulamanın yanı sıra, bu yeni yaşam biçiminin analizi, “tarz oluşturucu kültürel pratikler ve gündelik yaşam pratikleri”, “aile, arkadaşlık ve kadın-erkek ilişkilerinin yeni kurgusu” ve “yeni siyasi aktivizm biçimleri” olmak üzere üç ayrı inceleme alanı üzerinden yapılacaktır. Her ne kadar “gençlik” adı verilen yaşam dönemi üzerine Türkiye’de araştırmalar yapılmış ve yapılmaya devam ediyor olsa da ülkemizde bu önemli toplumsal olguyu ve değişimleri tüm boyutlarıyla anlayabilmek için yeterli sayıda nitel araştırma gerçekleştirildiğini söylemek güçtür. Mevcut araştırmaların önemli bir kısmı kuramsal olmaktan çok uygulamalı çalışmalardır. Bu durum bir yandan gençlik sosyolojisinin Türkiye’de sosyoloji disiplini içinde temel alt disiplinlerden biri olarak kurumsallaşamamasına, öte yandan da dünyadaki gençlik sosyolojisi literatürüne katkının sınırlı kalmasına yol açmıştır. Projemiz, bu eksikliği gidermeyi hedeflemekte olup, kullanacağı ve geliştireceği kavramsal araçlarla, gençlik sosyolojisi alanında çok boyutlu bir toplumbilimsel çözümleme ve kuramsal katkı öngörmektedir. Yöntembilimsel açıdan bu çalışmanın özgünlüğü, saha çalışmasını gerçekleştirirken derinlemesine görüşme, odak grup ve katılımcı gözlem gibi niteliksel yöntemleri kullanacak olmasının yanı sıra araştırma nesnesini etkileyen toplumsal değişimleri anlamaya yol açtığı ölçüde istatistiksel verilerden de faydalanacak olmasından ve böylelikle de her iki yöntemle elde edilmiş verileri karşılaştırarak kontrollü bir biçimde kullanmayı hedeflemesinden kaynaklanmaktadır. Bunların ötesinde, bu araştırmada elde edilmesi beklenen bulguların, gençlik ile ilgili toplumsal ve kültürel politikaları belirleyecek her ölçekteki karar alma mekanizmalarına destek olması hedeflenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Gençlik, Gençlik Sosyolojisi, Altkültür, Yeni Yaşam Tarzları, Yeni Siyasi Aktivizm Biçimleri, Kültürel Pratikler

Değişen Orta Sınıf ve Yeni Yaşam Stilleri / Changing Middle Class and New Life Syles

Başlama tarihi: Ekim 2013
Bitiş tarihi: Ekim 2015
Destekleyenler: Tübitak

For English information on the project, please click.

1960’lı yıllardan itibaren sosyal bilimler literatürü Batı toplumlarında ortaya çıkan bir ‘yeni orta sınıf’ın varlığını işaret etmektedir. Türkiye’ de ise her ne kadar 1980’li yıllardan itibaren orta sınıfın kompozisyonunda gerçekleşen bir değişiklikten, 90’lı yıllardan sonra ise bir ‘yeni orta sınıf’ın varlığından söz edilebilir olsa da sosyal bilimlerin bu konuya olan ilgisi ancak geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmıştır. Güncel çalışmalar, genç bir nüfusa sahip ve hızla dönüşen ülkemizde orta sınıfın nüfus içerisinde gittikçe artan ağırlığının ve değişen kompozisyonunun küçümsenemeyecek önemini ortaya koymuştur. ‘Değişen Orta Sınıf ve Yeni Yaşam Stilleri’ başlıklı araştırmamız öncelikle bu önemli alana yaşam stilleri çalışmaları kapsamında özgün ve kapsamlı bir akademik katkı sunmayı hedeflemektedir.

Orta sınıfların yaşam stillerini ele alan çalışmalar, nicel verilerden yola çıkarak oluşturdukları kategoriler ve bu kategorileri oluşturma biçimleri açısından oldukça betimleyici olabilmekte söz konusu kategorilerin nesnel toplumsal konumlarla bağı ve nesnel gerçeklikle ilişkileri zayıf kalabilmektedir. ‘Değişen Orta Sınıf ve Yeni Yaşam Stilleri’ başlıklı araştırmamız nitel araştırma yöntemlerini kullanarak elde edeceği verilerden hareketle iki aşamalı bir modelleme yaparak toplumsal gerçekliği yansıtan ve kuramsal açıdan güçlü bir analiz yapmayı hedeflemektedir. Bu araştırma, Pierre Bourdieu’nün geliştirdiği kuramın yanı sıra son dönemde Almanya’da gerçekleştirilen yaşam stili araştırmalarına dayanarak, nesnel toplumsal konumlar ile yaşam stilleri uzamı arasındaki mütekabiliyet bağından yola çıkarak orta sınıflara özgü yaşam stillerini; ‘ailevi ve toplumsal ilişkilerin kurgusu’, ‘kültürel pratikler ve estetik beğeniler’, ‘tüketim pratikleri, teknoloji kullanımı ve farklılaşma araçları’, ‘dini inanç, pratikler ve etik yatkınlıklar’, ‘siyasi katılım, kanı ve tutumlar’ ve ‘gelecek kurgusu ve beklentiler’  inceleme alanları üzerinden ortaya koymaya çalışılacaktır. Böylece Türkiye’de orta sınıfın kompozisyonunda ortaya çıkan son 20 yıllık değişimlere rağmen orta sınıf ve orta sınıf kesimlerine özgü yaşam stillerinin bir değişime uğrayıp uğramadığını görmek amaçlanmaktadır.

Projemiz, kullanacağı ve geliştireceği kavramsal araçlarla, orta sınıf çalışmaları alanında çok boyutlu bir toplumbilimsel çözümleme ve kuramsal katkı öngörmektedir. Araştırmanın, özgün kavramsallaştırmalar ve toplumsal gerçeklikte karşılığı olan sınıflandırmalar yapabilen bir özellikte olması hedeflenmektedir. Araştırma kapsamında derinlemesine görüşme, odak grup, katılımcı gözlem ve söylem analizi yöntemleri birlikte kullanılacak ve bunun yanı sıra istatistiksel verilerden de faydalanacaktır. Ayrıca araştırma sonunda elde edilen veriler orta sınıf ve farklı sınıf kesimlerinin yaşam stilleri uzamını oluşturmak için kullanılacaktır. Bunların ötesinde bu araştırmada elde edilmesi beklenen bulguların sosyal politikaları belirleyecek nitelikte ve her ölçekteki karar alma mekanizmalarına destek olması beklenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Orta Sınıf – Yeni Orta Sınıf – Yaşam Stili – Mütekabiliyet Analizi – Pierre Bourdieu

İstisna Halinde İmkansız Yaşam: OHAL Uygulamasının Toplumsal Etkileri, Kollektif Bellekteki Yeri Ve Geçmişle Hesaplaşma / Life in a “State of Exception”: Kurdish Memories of Southeastern Turkey in the 1990s

Başlama tarihi: Kasım 2011
Bitiş tarihi: Aralık 2012
Destekleyenler: Globale Dialogue

For English information on the project, please click.

Proje ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız.

1987 yılında yürürlüğe giren ve 2002 yılında sona eren OHAL uygulamasıyla Türkiye’nin doğusunda ve batısında iki farklı hukuksal rejimin yürürlüğe girdiği söylenebilir. Diyarbakır, Bingöl, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van illerini kapsayan OHAL bölgesinde devletin temsilcisi konumunda bulunan OHAL valilerine yerleşik hukuk düzenin dışına taşan ve hukuki sorumluluk ilkesini ortadan kaldıran yetkiler tanınmış, bu süreçte OHAL valileri hukuksal dokunulmazlıkla koruma altına alınmıştır. Bu, siyaset bilimci Karl Schmidt’in “egemen olağanüstü hale karar verendir” düsturunun pratiğe dökülmesinden başka bir şey değildir. Türkiye coğrafyası yakın tarihinin önemli bir bölümünde birbirinden ayrı gibi duran ama bir anlamda birbirini tamamlayan bir tür ikili hukuk rejimi ile yönetilmiştir. Hukuk sisteminin hem içinde hem de dışında olan OHAL rejimi Agamben’in tabiriyle süreğen bir “istisna hali”dir.[1]

OHAL rejiminin yarattığı insan hakları ihlalleri ile yüzleşmek ve hesaplaşmak için BEKS tarafından Kasım 2011’de başlatılan araştırmamızın amacı geçmişle hesaplaşma ve geçmişin işlenmesi sürecine katkı sunmayı, gerçek bir toplumsal hesaplaşmanın nasıl, hangi biçimlerde ve hangi koşullarda gerçekleştirilebileceğini sorgulamaktır. Çalışmanın başvurduğu kaynağın bizzat tanıklıklar olması, resmi tarih dışında bırakılanların söz almasını sağlamakta, bu da geçmişin işlenmesi sürecine tarafların dahil edilmesini hedeflemektedir. Araştırmamızın, toplumsal hesaplaşma süreci bağlamında bir süredir devam eden tartışmaların geniş kesimlerin katılımıyla siyasal, toplumsal ve kültürel düzlemlerde nasıl ele alınabileceğine dair veriler taşıyacağı düşünülmektedir.

Saha araştırmasında, sorunsalımızı en iyi şekilde karşılayacak, en temsil edici nitelikte olduğunu düşündüğümüz Diyarbakır’da 30, Mardin’de 15, Mersin’de 15 olmak üzere toplam 60 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır.


[1] Giorgio Agamben, Kutsal İnsan: Egemen iktidar ve Çıplak Hayat, çev: İsmail Türkmen, Ayrıntı yay. 2001 ve Giorgio Agamben, Tanık ve Arşiv: Auschwitz’den Artakalanlar , çev: Ali İhsan Başgül, Dipnot yay. 2010

Bir Kolektif Bellek Çalışması: 12 Eylül / A Study of Collective Memory: September 12

Başlama tarihi: Mart 2010
Bitiş tarihi: Haziran 2012
Destekleyenler: Global Dialogue, Modiva Filmcilik, Anadolu Kültür

For English information on the project, please click.

Proje hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Darbenin üzerinde 30 yıldan fazla bir zaman geçti. Günümüzdeki tartışmalar Türkiye’de “bir bellek konjonktürü”nün oluştuğu göstermekte. Öte yandan geçmişle hesaplaşma tartışmaları yöntem açısında zayıf kalmakta. Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği (BEKS) tarafından 2010 yılında ‘Bir Kolektif Bellek Çalışması: 12 Eylül’ adlı araştırma, bu boşluğu doldurmak amacıyla başlatıldı. 12 Eylül 1980 darbesinin, öncesi ve sonrasıyla, gerek Türkiye’nin ortak toplumsal belleğindeki yerini, gerekse farklı kolektif bellek grupları için farklı anlamlarını ortaya çıkarmayı amaçlayan bu çalışma, şimdiye kadar dışarıda bırakılan tanıklıklara başvurarak geçmişle hesaplaşma sürecinin başlatılmasına katkı sunmayı hedefledi. 12 Eylül 1980 darbesi gibi tüm toplumu kesen travmatik bir tarihsel olayla gerçek bir toplumsal hesaplaşmanın nasıl, hangi biçimlerde ve hangi koşullarda gerçekleştirilebileceğini ortaya çıkarılması kuşkusuz bu çalışmanın esas amacını oluşturdu.

Saha çalışması kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mardin, Artvin, Çorum, Fatsa, Konya, Trabzon, Yozgat, vb. gibi farklı şehirlerde, farklı yaşlarda, farklı sınıfsal ve etnik kökene sahip toplam 150 kadın ve erkekle derinlemesine görüşmeler yapıldı. Nesnel tarihsel doğru arayışındansa farklı öznelliklerin darbe sürecindeki tanıklılığı aktarmak amacıyla örneklemin siyasi aidiyet açısından temsil niteliğinin yüksek olmasına dikkat edildi. Bu amaçla, 1980 öncesi dönemde kendini “devrimci”, “ülkücü” olarak tanımlayanların yanı sıra aynı dönemde kendini ‘tarafsız’ olarak niteleyen kişilerle de görüşme yapıldı. Süreçten doğrudan etkilenen 78 kuşağının yanı sıra, saha çalışmasına, 1980’de 6 ile 56 yaş aralığında olanlar ve 1980 sonrası doğanlarda dâhil edildi. Saha çalışması, izlenen yöntem açısından da özgün bir yaklaşıma sahipti. 12 Eylül hafızasını harekete geçirebilmek için derinlemesine görüşme soru cetveline karşılık gelen “Türkiye’nin Sesi” isimli kurmaca bir gazete hazırlandı.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=mVI6iDUADjk]